Amerika’nın en batısından en doğusuna hem taşınma, hem Road Trip- Muhteşem keşiflerle dolu bir yol macerası
Evveeett sevgili dostlar , bu yazımda sizinle sanırım hayatımın en uzun, bir o kadar da en keyifli yol maceralarından birini paylaşacağım.
Amerika’nın en batısından en doğusuna San Francisco’dan New York’a kadar uzanan bir yolculuk bu.

12 Eyalet, 3300 mil (yaklaşık 5310 km), 8 gün süren bir yol macerası… Kovboylar, Western Kasabaları, Kızılderililer, Masonic köyler, Mormonlar, Amishler, Amerika’nın derinliklerindeki köy ve kasaba yaşamı, büyük metropollerdeki cümbüş… Amerika’daki her kültüre tanıklık etme şansı… o kadar yol gitmekten isyan eden arabayla girdiğimiz bir kovboy kasabası, gecenin bir yarısı bilmeden girdiğimiz masonic köyde neden buradasınız diye bakan gözler altında biraz ürkmek biraz da merak etmek… Atalarının izinde günümüz kasabalarında yaşayan Kızılderili köklerinde muhteşem otantik insanlar ve yerleşim yerleri… Amerika’nın kuruluş yıllarına koloni dönemlerine şahitlik etmiş kasabalar… Hepsi bu yolu maceraya çeviren harika anılar…
San Francisco’dan ülkenin Doğu kıyısına taşınma kararımızla başlayan yolculuk aşağıda fikir vermesi amacıyla paylaştığım haritadaki US Interstate 80 (I-80) üzerinden San Francisco -California’da başlayıp, New Jersey’e kadar aldığımız bol maceralı bir güzergahtı. Yolculuk sırasında California’da başladığımız yol, Nevada, Utah, Wyowing, Colorado, Nebraska, Iowa, Illinois, Indiana, Ohio, Pennsylvania, New Jersey, New York eyaletlerini içine alan bir rota.

Her bir adımında ayrı bir macera, keyif ve heyecan içeren bu yolculukta elbette anlatacak o kadar çok şey var ki… Sizinle bunlardan en akılda kalıcı, bence en çarpıcı olanlarını paylaşmaya çalışacağım.
San Francisco’dan başlayan yolculuğumuzda ,Nevada’nın çöllerinde 2 gün süreyle neredeyse etrafta tek bir canlı ya da bitki görmeden hiç bitmeyecekmiş gibi gelen biraz yorucu, bazen sıkıcı, biraz da ıssızlığın verdiği tedirginlikle geçen bir yoldan sonra Utah-Salt Lake City’e ulaşıyoruz. Utah’da doğanın esrarengiz ve muhteşem bir sanatçının elinden çıkmış gibi görünen kayalardan oyulmuş doğal görselleri, kanyonları, hayalle gerçek arasında gezmek gibi… Salt Lake City’deki tuz gölü ise ayrı bir görsel şölen…
UTAH





Sonrasında yolumuz filmlerde gördüğümüz vahşi batıya doğru devam ediyor. Wyoming gerçek hayatta at üzerinde sığır çobanlığı yapan kovboyları, yollardaki bizon sürüleri, otantik Western kasabaları ve tabiki özellikle Yellowstone National Park gibi kelimenin tam anlamıyla muhteşem doğa harikalarıyla yine hem esrarengiz hem de çok keyifli bir gezi deneyimi sunuyor.
WYOWING








Wyowing eyaletinin başkenti olan CHEYENNE ise Kızılderili kökleri ve her yanında hissedeceğiniz Kızılderili ruhuyla başka bir dünyada yaşamak gibi. Benim en çok merak ettiğim kültürlerden biri olan Kızılderililer’e ait tarihi geçmişe sahip Cheyenne en çok etkilendiğim duraklardan biriydi diyebilirim.









Doğa ananın en özenli tasarımlarından manzaralaı ve eşşiz dağlarıyla COLORADO bir sonraki güzergahımız, burada çok fazla zaman kaybetmeden ve içlerine kadar ilerlemeden yolumuza devam ediyoruz. Sırada NEBRASKA var. Burada Amerikan’ın altına hücum zamanlarına, ilk kolonilerin ayrılıp ülkenin farklı yerlere dağıldığı izlerinin ardından gidiyoruz. Size bence Nebraska ile ilgili en çarpıcı durak olan Platte River’dan bahsetmek istiyorum.












Platte Nehri ,Nebraska eyaletinde bulunan yaklaşık 310 mil (500 km) uzunluğunda en uzak kaynağına kadar ölçüldüğünde ise 1.050 milden (1.690 km)’ye kadar akan ABD’nin major nehirlerinden biridir.
Platte, uzunluğunun büyük bir kısmında geniş, sığ, kıvrımlı, tabanı kumlu bir nehir olup, turnalar, kazlar, ördekler, kel kartallar, katır geyiği, çayır köpekleri, baykuşlar ve tavşanlar da dahil olmak üzere birçok türden yaban hayatına ev sahipliği yapması ve onlar için en önemli yuvalama ve göç alanlarından biri olması nedeniyle de oldukça önemli. Ancak Platte’yi daha önemli kılan ise Amerika tarihindeki yeridir.
Nehir vadisi Amerika Birleşik Devletleri’nin batıya doğru genişlemesinde önemli bir rol oynamış ve Oregon, Kaliforniya, Mormon ve Bozeman yolları da dahil olmak üzere birçok büyük göçmen yoluna rota sağlamıştır. Mormon Yolu aynı zamanda Omaha-Fort Kearny Askeri Yolu olarak da bilinir. Büyük Platte Nehri Yolu, 1841’den 1866’ya kadar seyahat eden kapalı vagonlar için bir koridordu.1860’larda Pony Express’in de güzergahı olan Platte, batıya doğru genişleme için bir yol, askeri bir rota ve bir tarım bölgesi olarak kullanımını içeren zengin bir tarihe sahip olmasının yanı sıra, 1830’lardan 1860’lara kadar göçmenler, kürk tüccarları, altın arayanlar ve askerler için önemli bir rotaymış.
ABD’nin kuruluş yılları, ilk gelen göçmenlerin bu yol üzerinden tüm ülkeye dağılması bazen acı, bazen tatlı tüm göç öncülerin hikayelerini merak ederseniz, The Great Platte River Road Archway bu yol üzerinde ziyaret edebileceğiniz sürükleyici bir tarih müzesini de içeren büyük bir gösteri alanı. Hem doğanın güzelliklerine, hem de Great Platte Nehri Yolu boyunca Amerika’nın tarihine bir yolculuğa çıkmak isterseniz tam da Amerikan tarihinin kalbindesiniz. Benim yine yol boyunca oldukça etkilendiğim ve gezmekten keyif aldığım bir yerdi burası, umarım giderseniz siz de keyif alırsınız.
Platte River’daki bu tarih molasından sonra yolumuza Omaha- Nebraska’ya doğru devam ediyoruz. Geceyi geçirip, biraz dinlenme ve sonra IOWA’ya doğru yeniden yola devam ediyoruz. Yağmur ve ardından yol boyunca karşımıza çıkan çift gökkuşağını uğur sayıp, yol boyunca doğa ananın muhteşem manzaralarına şahitlik ederek benim görmeyi en çok merak ettiğim Amerika şehirlerinden biri olan CHICAGO için Illinois eyaletine geçiyoruz.
Chicago bitmek bilmeyecek diyeceğiniz gökdelenleriyle iç içe doğa aktiviteleri, çok farklı etnik kökene ev sahipliği yapmasından kaynaklı zengin yemek, müzik ve eğlence kültürüyle Amerika’da görülmeye değer bir rota. Chicago‘yu merak edenler https://atlasrotalari.com/chicago/ linkinden yazıma ulaşabilir.
Chicago bir günde gezilecek bir yer değil tadını çıkarmak isteyenlere tavsiyem en az 3-4 gününüzü ayırmanız olacaktır. Chicago’yu da anı defterimize ekleyerek artık yeni evimizin yoluna doğru biraz daha ilerlemek için INDIANA, oradan da OHIO’ya doğru ilerliyoruz.
OHIO yemek ve biraz dinlenmek için yine başta doğal güzellikleri ve güvenli ortamıyla iyi bir durak oluyor. Tabi bir gezgin ne kadar yerinde durabilirse 🙂 Biz de hazır buralara kadar geldik öyleyse neden CLEVELAND’ı da görmüyoruz deyip biraz rotamızdan ayrılarak Süpermen’in doğum yeri olan Cleveland’a doğru yol alarak görülecek yerler listemize bir çentik daha atıyoruz.









Sonrasında, yol uzun biraz hızlanalım diyerek, yeni eve de ulaşıyor olmanın heyecanıyla komşu eyaletimiz PENNSYLVANIA’ya doğru yola çıkıyoruz. Yüzölçümü olarak oldukça geniş ve paralel olarak yol alacağımız yan komşumuz Pennsylvania’da bizi ilginç süprizlerin beklediğini ise henüz bilmiyoruz…
Pittsburgh 3 nehrin kavşağında yer alan yemyeşil şehirle iç içe doğasıyla bizi eyaletin batı ucunda karşılıyor. Spor takımları, çelik endüstrisi, sanat, kültür ve doğal güzellikleriyle ünlü Pittsburgh bir zamanlar dünyanın çelik üretim başkentiymiş ve buradaki çelik Brooklyn Köprüsü, George Washington Köprüsü gibi bir çok bilindik körprünün de inşasında kullanılmış. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim ABD’de her eyaletin bazen her şehrin kendine özgü özelliklerinden, tarih ya da doğasından gelen takma isimleri var
Pittsburgh da tahmin edebileceğiniz gibi “Steel City”.
Özellikleri nehirlerinin üzerine kurulu ayrı renklerdeki köprülerinden yol alıp, Pittsburgh’da kısa bir şehir turu yaparak yolumuza Pennsylvania’nın içlerine, doğuya doğru ilerliyoruz.
Artık akşam vaktinin de geceye doğru ilerlemeye başlamasıyla yol üzerinde temiz ve güvenli bir konaklama yeri arıyoruz. Bu tam anlamıyla spontone ilerleyen bir yolculuk olduğu için daha öncesinde nerede kalırız gibi bir planlama da yapmadığımız için anlık ilerlerliyoruz.
Yolculuğumuzun başından beri yaptığımız gibi burada da artık yorulduk biraz dinlenelim dediğimizde navigasyonumuzda gördüğümüz en yakın konaklama yerinin 90 mil yaklaşık 145 km uzakta olması ise bizde küçük bir şok yaratıyor. Amerika’da tüm yollar boyunca kısa mesafelerde konaklama imkanı bulabileceğiniz zincir motel-otel benzeri yerler mevcuttur ancak bu bölgede olmaması bizi oldukça şaşırtıyor. Ancak yapacak da birşey yok ve 90 milde küçük bir kasabada gördüğümüz iki otelden birine bir an önce varmak dileğiyle yola devam ediyoruz.















Navigasyonumuz bizi yoldan bir kaç mil içeride tüm Amerikan kasabaları gibi oldukça sakin küçük bir kasabaya yönlendiriyor. Rotaya göre iki konaklama yeri de bu kasabada, biri merkezinde diğeri ise geldiğimiz I-80’nin hemen kenarında ama bize biraz daha uzak konumda yer alıyor. Artık çok yorgun olduğumuz için ilk ulaşabileceğimiz yani kasaba merkezindekine doğru yol alıyoruz. Fakat kasabanın içine girdikçe ortalık biraz tuhaflaşmaya başlıyor. Burası görünüşte evleri, sokaklarıyla tam bir eski Amerikan kasabası. Ancak dikkatlice baktığımızda bu eski yapıların neredeyse tamamının her camında mumlar yandığını bazılarının içinden garip ışıklar sızdığını farkediyoruz. Zaten gece olmuş ve kasabanın ıssızlığında bu gördüklerimiz bizi tedirgin etse de otele doğru ilerliyoruz. Navigasyonun gösterdiği yere geldiğimizde ise büyük bir mezarlık yanında , etrafında yine yanan mumlarıyla gizemli evlerin bulunduğu tek katlı bir otel görüyoruz. İnternetin de bir çekip bir çekmemesiyle bu noktada daha önce içimizde beliren tedirginlik korkuya dönüyor ve burada kalmanın çok da güvenli olmayacağına karar verip daha ilerideki yol kenarı oteline ilerliyoruz. Zaten daha 90 mil yapacak güzücümüz olmadığı için uygun bir yer olması umuduyla oraya doğru hiç durmadan devam ediyoruz. Diğer otel bilindik zincir otellerden biri ve hemen anayolun kenarında olmasının verdiği hafif bir rahatlamayla , etrafı biraz gözlemleyerek, başka da alternatifimiz olmadığı için otele giriyoruz. İçeride bizi filmlerde görebileceğimiz tarza ve giyimde ama oldukça da kibar yaşlı bir hanım karşılıyor. Artık yorgunluktan bitmiş bir şekilde kendimizi odamıza attıktan sonra meraklı ruhum hemen biz neredeyiz diyor. Aldığım cevap ise tüm bu tuhaf evlerin, mumların, ilginç görünümlü yaşlı hanımın cevabı oluyor. Meğer o bölgede ülkenin iki büyük Masonic kasabası varmış ve bizim girdiğimiz yer bunlardan ilkiymiş. Neyseki sağ salim sabahı ettikten sonra meraklı gezgin ruh duru mu ? 🙂 Belki hayatımızda tek defa deneyimleyebileceğimiz bu ilginç kasabayı gündüz gözüyle keşfetmek için yeniden kasabanın içerisine dönüyoruz. Kiliselerde, evlerde mumlar hala yanıyor, sokak ve hatta ana yol tabelaları bile 333’e göre ayarlanmış. Örneğin bizim yeniden I-80’e bağlanmak için kullanacağımız yol East-333 , West 333 şeklinde numalandırılmış. Büyük çiftlik evleriyle dolu, etrafta az sayıda karşılaştığımız insanlarla gece olduğu gibi ürkütücü olmasa da hala çok gizemli bir yer burası. Bir ara su almak için girdiğimiz markette sizin burada ne işiniz var der gibi dik gözlerle bakan kasiyer kızı ise unutamam 🙂
Dediğim gibi belki de hayatımda bir defa karşılacağım bir tesadüfle yaşadığım bu deneyim benim bu yol macerasından en aklımda kalanlardan.
Kasabayı çok da dikkat çekmemeye özen göstererek, merakımızı da bastıracak şekilde kısa bir turladıktan sonra ülkenin en batısından en doğusuna olan yolcuğumuza devam etmek üzere, eyaletlerarası yolumuz Interstate-80’e dönüyoruz.
Pennsylvania’da doğuya New York’a doğru ilerleyen rotamızda yine sürpriz ama bu defa keyifli bir sürprizle karşılaşıyoruz. Lancaster ,Pennsylvania’da büyük çiftliklerin ve muhteşem yeşilin olduğu sakin bir ana yoldan ilerlerken birden arkamızda bizimle yolu paylaşan bir atlı araba farkediyoruz. Dikkatlice bakınca bunların Amish bir aile olduğunu görerek oldukça şaşırıyorum. Amishler benim Kızılderililer’den sonra en çok merak ettiğim kültürlerden biridir. Burada karşılaşmak da çok keyifli bir tesadüf oldu. Tabi meraklı ruhum hemen küçük bir google araştırmasıyla öğreniyorki Lancaster, Amerika’da Amish topluluklarının yaşadığı en büyük yerleşimlerden biriymiş. Yine bu araştırmamda hemen yakınımızda gezmemize izin verilen ve bu kültürle ilgili bilgi alabileceğimiz bir köy olduğunu öğrenerek direksiyonu hemen o yöne kırıyoruz. Sizler de eğer Amish hayatı ve benim köydeki izlenimlerimi merak ediyorsanız aşağıdaki linkten yazıma ulaşabilirsiniz.
https://atlasrotalari.com/amish-village/
Lancaster’daki bu keyifli günden sonra artık Pennsylvania’dan ayrılıyor ve New Jersey eyalet tabelasını gördüğümüzde yeni yaşamımıza da merhaba diyoruz New Jersey ve New York için yine bloğumdaki yazılarımı takip edebilirsiniz.
Bu yol benim için hayatımın en unutulmazlarından biriydi. Umarım sizler de okurken keyif aldınız, başka yazılarımda görüşmek dileğiyle, gezmeniz ve keyfiniz bol olsun…
